Sıla Hasreti ve Yalnızlık: İlk Yılın Kimsenin Konuşmadığı Yükü

Sıla Hasreti ve Yalnızlık: İlk Yılın Kimsenin Konuşmadığı Yükü

Yurt dışına giderken herkes vizeyi, okulu ve bütçeyi konuşur. Pek az kişi ilk yılın duygusal tarafını konuşur. Oysa sıla hasreti ve yalnızlık, yeni bir ülkeye taşınan neredeyse herkesin bir noktada yaşadığı, son derece olağan bir deneyim.

Neden bu konuyu yazıyorum?

Öğrenciler gitmeden önce bu konuyu genelde geçiştirir. Gittikten birkaç ay sonra ise en sık duyduğum cümleler “Bu kadar zor olacağını düşünmemiştim” ve “Ailemi üzmemek için anlatmıyorum” oluyor. Bu yazıda bir uzman teşhisi koymuyorum. Yıllar içinde gördüklerimi ve işe yarayan genel yaklaşımları paylaşıyorum. Amacım, bu duyguları yaşayan herkesin yalnız olmadığını bilmesi. Gitmeden önce bu konuyu konuşan öğrencilerin, zor günler geldiğinde çok daha hazırlıklı olduğunu görüyorum. Ailelerin de bu süreci bilmesi, telefondaki konuşmaları daha anlayışlı hâle getiriyor.

Kültür şokunun evreleri

Antropolog Kalervo Oberg’in 1960’ta tanımladığı model hâlâ en çok başvurulan çerçeve. Oberg süreci dört evrede anlatır:

  • Balayı: Her şey yeni ve heyecan verici. İlk haftalarda şehir, okul, insanlar büyüleyici gelir.
  • Kriz: Gündelik işler zorlaşır. Dil, bürokrasi, yemek, hava ve sosyal kurallar yorar. Hasret en çok bu dönemde hissedilir.
  • Toparlanma: Kişi yeni ortamın kurallarını öğrenmeye başlar, mizah duygusu geri gelir.
  • Uyum: Yeni ülke bir “ev” hâline gelir. Bazı alışkanlıklar artık sizin de alışkanlığınızdır.

Bu evreler herkeste aynı sırayla ve aynı sürede yaşanmaz. Ama bunları bilmek, zor dönemin geçici olduğunu görmeyi kolaylaştırıyor. Bir de şunu eklemek isterim: Benzer bir süreç yıllar sonra Türkiye’ye dönüşte de yaşanabiliyor. Buna ters kültür şoku deniyor. Dönen öğrenciler, alıştıkları şehrin artık kendilerine biraz yabancı geldiğini anlatıyor. Bunu önceden bilmek, dönüşü de daha sakin karşılamayı sağlıyor.

Artıları

  • Kendini tanımak: Alışık olduğunuz destekler olmadan yaşamak, neye ihtiyaç duyduğunuzu ve neyle baş edebildiğinizi gösteriyor.
  • Dayanıklılık: İlk yılın zorluklarını aşan öğrencilerde sonraki adımlara karşı belirgin bir özgüven görüyorum.
  • Yeni bağlar: Yalnızlık, insanı kulüplere, topluluklara ve yeni arkadaşlıklara yöneltebiliyor.
  • Bağların değerini görmek: Uzaktayken aileyle yapılan kısa bir görüntülü konuşma bile farklı bir anlam kazanıyor. Birçok öğrenci ilişkilerinin bu dönemde derinleştiğini söylüyor.
  • Destek imkânları: Üniversite ve kolejlerin çoğunda ücretsiz danışmanlık birimleri, uluslararası öğrenci ofisleri ve akran destek grupları var. Ontario’daki yükseköğretim öğrencileri için ücretsiz ve gizli Good2Talk hattı bunun örneklerinden.

Eksileri

  • Saat farkı: Türkiye’deki aileyle konuşmak için uygun saat bulmak zorlaşır. Özel günlerde uzakta olmak ağır gelir.
  • Saklama eğilimi: Birçok öğrenci ailesini üzmemek için zorlandığını anlatmıyor. Bu da yükü tek başına taşımak demek.
  • Dil yorgunluğu: Gün boyu yabancı dilde düşünmek zihinsel olarak yorar ve sosyal ortamlardan uzaklaştırabilir.
  • Sosyal medya karşılaştırması: Türkiye’deki arkadaşların paylaşımları veya yurt dışındaki diğer öğrencilerin mutlu fotoğrafları, kendi hayatınızı eksik görmenize yol açabiliyor. Ekranda görünen, hayatın yalnızca seçilmiş bir kesiti.
  • İlk kış ve kısa günler: Kuzey ülkelerinde günlerin kısaldığı aylar, ilk yılın en ağır dönemine denk gelebiliyor. Kendinizi bu döneme hazırlamak işe yarıyor.
  • Akademik baskı: Hasret ve yalnızlık ders performansını, ders performansı da ruh hâlini etkileyebilir.
Bir bakışta artılar ve eksiler
Artıları Eksileri
Kendini daha iyi tanımak Özel günlerde aileden uzak olmak
Kalıcı bir dayanıklılık kazanmak Zorlukları aileden saklama eğilimi
Yeni topluluklar ve arkadaşlıklar Gün boyu yabancı dilde düşünme yorgunluğu
Kampüslerde ücretsiz destek birimleri Hasretin ders performansına yansıması

Kimlere uygun, kimlere değil?

Bu yükü taşımak herkes için mümkün. Yine de ilk yılı daha kolay geçirenler genelde şunlar:

  • Gitmeden önce bu konuyu ailesiyle açıkça konuşanlar.
  • İlk haftalardan itibaren bir kulübe, spora veya gönüllü işe katılanlar.
  • Yardım istemeyi zayıflık olarak görmeyenler.

Daha çok zorlananlar ise şunlar:

  • Tüm sosyal hayatını yalnızca Türkiye’deki arkadaşlarıyla ekran üzerinden sürdürenler.
  • Yalnızca Türk çevresinde kalıp yeni ortama hiç açılmayanlar.
  • Zorlandığını kimseyle paylaşmayanlar.

İngiltere özelinde uyum sürecini bu yazımda, Almanya’daki sosyal hayatı ise burada anlattım.

Öğrencilerime hep söylediğim şey şu: Kendinizi aylarca kötü hissediyorsanız beklemeyin. Okulunuzun danışmanlık birimine veya uluslararası öğrenci ofisine başvurun. Gerekirse bir sağlık profesyoneliyle görüşün. Ailelere de şunu öneriyorum: Çocuğunuz zorlandığını anlattığında hemen “dön” demeyin, önce dinleyin.

Kaynaklar

  • Kalervo Oberg, Cultural Shock: Adjustment to New Cultural Environments (Practical Anthropology, 1960)
  • Good2Talk, Ontario yükseköğretim öğrencileri için ücretsiz ve gizli destek hattı

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir